Yavaş yavaş, sokak aralarından elde kara kartal resimli bayraklarla alana akar gibi gelen tüm büyüklere ve kardeşlere bir merhaba diyelim, selam edelim istedik…
Dışarıya kendimizi anlatmak istesek başka konuşurduk da, içimizde konuşurken nasıl bir dilimiz varsa öyle konuşalım, dedik.
Ya birimizle ya da bazılarımızla tanışıyor olmalısınız farklı yerlerden. karakter olarak az buçuk tanışıyoruz yani, dünyaya dair dertlerimizi tekrar anmaya gerek yok, ama beşiktaş ile kesişen dünyamızda neler oldu, kısaca paylaşmakta fayda var:
Beşiktaş’ın kara sevdalılarından olarak buradaki insanlar yanyana geldikçe, hem güçlendiler, hem de beşiktaş’a güç katmak için daha da bilendiler….
sonbarikatbesiktas.com içindeki yazılardan da, geçmişteki tanışıklıktan da beşiktaş’a dair bakışımız nedir,malum. ama temel felsefe, bunun yazılarda kalmaması. biz “aslolan” şeyin yani “hayat”ın içinde yaşayan tarafımızı farklı alanlara, araçlara yükleme derdi ile bunca zamanı beraber geçirdik. ömür yettiğince de böyle gidecek. örneğin bu alan internet ise, hayatta nasıl isek, sokakta nasıl isek, burada da oyuz; bu en temel nokta…
Bu tribünün devrettiği en büyük miraslardan birisini, “paylaşım ve dayanışma” olarak gördük…”İyi insan olmadan, iyi beşiktaşlı olunmaz” şiarını da cebe koyduk, her gece yatarken yastığın altına zulalanan kıymet gibi…
Bu yüzden, eğer beşiktaşlı düsturu ile birbirimize bu hayattaki en kıymetli şeylerden birisi gibi bakmaz isek, o zaman bir yerlerde yanlışlık vardır, diye de süsledik bu bakışı…
Kendimiz bir şey uydurmadık; bildiğimiz, duyduğumuz, dinlediğimizden yola çıktık, bir geleneğe sevdalandık, baş koyduk ve bu yolda bir beşiktaşlının can dostluğu, hayatta yaşanabilecek en güzel şeylerden, en güç katıcı, en güven verici şeylerden birisidir, diye kabul ettik…
Bu yüzden, birimizin derdini dert yaptık, birimizin sevincinden sevinç çıkardık bunca zamandır kendimize…
Halkın takımı’nın evlatlarının yaşadığı gurur diye bir şey varsa, ki bunu dillendirmekten bile utanmak terbiyemiz gereğidir, bunu tetikleyen, bu anlattığımız yaşam biçimidir…
Evet beşiktaş adına yaptıklarımız ile anılır olduk, yalan yok…
Bazen ürettiklerimiz, bazen adımız, bazen halkın takımı imzamız, bazen görüntümüz ile…
Ama kartal biliyor ya, bir gece ortaya çıkıp, kimsecikler duymadan da becermiş olsa idik bunca şeyi, isim-cisim-imza olmadan, hissettiğimiz yüce duygulardan birşey eksilmeyecekti…
Aklımız, elimiz, dilimiz, gücümüz, sesimiz yettiğince beşiktaş’a dair alanlarda, mekanlarda olduk. gövdeyle, sesle, yazıyla, ruhla, emekle…
- halkın takımıyız dedik, son barikatın a(r)dı beşiktaş dedik, barikat da olur-kale de olur, ona da eyvallah dedik… yazdık, yazdırdık, konuştuk, konuşturduk…gene yalan yok, biz de tam anlamadık, ama dilden dile, elden elde bir şekilde ses-yankı-görüntü buldu bunların hepsi…bazen ürkütücü bir hızla hem de…
- inadına, bilerek, basa basa gelenek dedik, bağırdık… gelenek ortaklığın ürünüdür çünkü, isim-cisim, dün-bugün, özne-nesne tanımaz, aşar hepsini…bugün göremediğini, yarın var etmek için umudun adıdır çünkü… o yüzden “ gelenekten geleceğe” bayrağını beşiktaş’ın kalesine dikme ısrarıdır bizimkisi…
- şeref bey ve miras dedik… anmak için sessiz sedasız mezarına gittik…bunun da yalanı yok, henüz kimse mezarın yerini bilmiyordu… acı vaziyeti gördük, kol kırılır-yen içinde kalır dedik, sonra ses geldi, büyüdü konu… yazdık, çizdik, konuştuk, anlattık, okuduk, dinledik… bildikçe, beşiktaş güzelleşti, biz güzelleştik…
- futbolda tribünde olduk… beşiktaş’a yakışan duruşla… zafer tutkusu ile yanıp tutuşarak, ama “beşiktaş gibi bir beşiktaş”ın zaferlerinin tutkusu ile… başkaları ile benzeşen “galibiyet saplantısı” ile değil… ucuzla kolayla işimiz yok… susmayarak, geleneğine yakışır biçimde… tribün terbiyesi ile… tırnak ile diş ile, gerçek ile düş ile…
- özkaynak geleneğine taktık… en çok bize yakışır dedik, bizimdir dedik… serpil hamdi hoca’nın ayağına gittik, ondan dinledik, şöyle bir açıldık, kendimize geldik… kendi içimizde paylaştık.. geçen sene paf maçları ümraniye’ye alınmadan önce paf-yavru kartalları takip ettik mümkün olduğunca… içimizden dedik, ama dışarıya haykırmayı erteledik: dolmabahçe maçları öncesi semtte binlerce insan iken biz, birkaç yüz metre ileride, seneler sonra formasını isteyeceğimiz çocuklar ter döküyor, hele bir görsünler bizi bakalım, dedik… “özkaynak geleneğimiz-geleceğimiz “ şiarını bu alemin tepesine yazdıracağız, öyle veya böyle… geçen seneden beri orada burada bu ısrar az da olsa ses verdi, devam edecek…vura vura kıra kıra yazdıracağız her yere bunu…bu piyasanın kabusu olacağız…
- özkaynak yapısında, kulüpte içeri kadar girdik, “takipteyiz bu çocukları… sizin gücünüz yetmiyorsa biz el atalım bari” dedik. o kırık kolların içindeki yenleri gene dert yaptık, içimizden çocuklara eğitim organize etme noktasına geldik, orada kesildi süreç, ama bu konu bitmedi… beşiktaş’ın geleneği, geleceğidir, bizim derdimiz… orada yatıyor o gelecek, oradan zaferler, efsaneler beslendi. bunu görmeyen şaşkındır. ve geleceği oradan karartanın dünyasını karartmak da boynumuzun borcudur… transfer mızmızlığı, internette ağlama duvarları ile olmaz bu iş, o kesin…
- salonları kovaladık… “armanın olduğu her yerde” lafının şehir efsanesi olmadığını göstermek için… en popüler 2 branş bir şekilde kendini çeviriyordu, ama bu semtte, şampiyon 2 takım var ey alem, demek için, hentbol ve tekerlekli sandalye takımlarını elden geldiğince – reklamsız- kovaladık… yalan yok, hentbol takımını kardeş, hocalarını abi belledik, sağolsunlar onlar da bizi.. bize “halkın takımı” diye teşekkür edildikçe, utandık, yediremedik… “beşiktaş taraftarı, semt burada” diye düzeltmeye yeltendik her defasında…
- sezon başı, “ 2. ligde bir beşiktaş var, inadına kovalamak, elinden yukarı çekmek ne de yakışır bize” dedik, onları kovaladık bu sezon bir de. öyle uzun toplantılarla falan değildi bu karar… yalan yok, semtte idik, beşiktaş’ı solurken, kardeşlerimizden birisi attı ortaya, 10 saniyede karar alınmıştı…. niye? çünkü kararların en güzeli, aklına beşiktaş düştüğünde alınan karardır; en içten, en karşılıksız sevdalı olandır o; gerçeğe dönüşür dönüşmez o ayrı… kaybetmeye alışmış bir takımı, ittirebildiğimiz kadar ittirdik, olmadı, canları sağolsun… yaşadığımız “başkalık” duygusu yeter…
- “çok ince düşünen, çok hoş noktalar yakalayan iyi niyetli beşiktaşlılar” mı acaba? şeklinde bir soru tam gelebilirdi ki, bunu düşünen bir daha düşündü, ikinci de destur çekti… “akıllı ol-haddini bil” şiarını da çıkardık cepten çünkü… ki bizi bunu gösterme noktasına iten düşünsün… “yiğitliği kitaplardan okumadık, filmlerden öğrenmedik, bilen bilir” desek yeter mi? hani sessiz bir pir sultan dizesi geçer gibi, kafası karışana da mesajı verdik… burasını uzatmaya gerek yok, beslendiğimiz gelenek’ler tereddütlere sığmaz, tartışmaya , sorguya gelmez, sakallı büyüklerin ruhu çarpar adamı… “sağımız solumuz belli olmaz, bir sabah bir kalkarız”…
- semte geçebilenimizin bir ayağı oradadır, oranın nesi ile beslendiğimizin bir reçetesi yok.. adı konması zor, iliklerde hissedilen bir şey… semtten uzakta olmanın derdini yaşayanımız için de, dayanışma ruhu ile, bunu aktarmaya, sürekli diri tutmaya çalışarak eksiği kapatırız…
- internet, forum ve site konusu… şu anda tüm beşiktaşlı dostların bu aracı nasıl kullandığı konusunu ele almak lazım, ama açıkçası pek hoş değil genel durum. interneti beşiktaş için üretim alanı olarak kullanmak esas dert olmalı… forum ise temelde iki şeye yarayabilir: iletişim amaçlı ve üretim için zemin… birincisi neredeyse bütünü kapsar hale gelmiş ve fena gelmiş durumda. sızlanma mekanı olmaktan çıksa keşke, diyoruz, yalan yok… ama tüm dostlar aralarında nasıl mutlu oluyorlarsa öyle iletişim kursunlar, bir şey dediğimiz yok, biz de yapıyoruz bunu… ama üretim tarafı eksik kalmasın… bu ikinci amaç için sonbarikatbesiktas.com bir alan olarak ileride daha dolu kullanılacak, henüz yeni sayılır. bunun için tüm kardeşlerin büyüklerin emeği geçebilirse ne güzel olur. biz orayı hep “ semtte gelen geçen beşiktaşlıların okumadan geçmedikleri, duvara asılı pano” gibi düşünüyoruz. memleketteki tribünlerin tarihindeki eşsiz çalışmalardan birisi olan “forza beşiktaş” fanzinden öğrenecek şeyler var, feyz alıyoruz, kıymeti hala anlaşılamamış bir iş o çünkü. oradan ses verecek, ses olacak, ayar verecek, öğrenecek, öğretecek, meydan okuyacak, paylaşacak, birikimleri aktaracağız… hızla değil, acele yok… güç yettiğince, elden geldiğince, ama ısrarlı, ama “başka” biçimde…
- bunca konu, “ endüstriyel futbol, piyasa, düzen, sistem, egemen yapı “ vs. akla gelen her noktaya dair bakışımızı anlatan özet gibi zaten… zaten kabus olacaksak, adresler belli, tekrar etmiyoruz uzun uzadıya… ama bunların ötesinde anlatmaya çalıştığımız şey şu:
“Neler” ile mücadele edildiği artık tek başına yeten bir soru değil… “Nasıl” da bir o kadar gerekli bir soru… Ama bir o kadar kritik olan artık “kim”in mücadele ettiğidir… Her adımda kendimizdeki “başkalığı” da sorgulamak durumundayız.
Malum, hedefler zaten yeterince kahpe, ancak beşiktaş tarafı –taraftarı- kültürü noktasından bakınca, erozyona uğrayan yanlara el atmadıktan sonra, bazen fark etmeden geriye doğru gidiliyor. Son dönem buna iyi bir örnek: akbabaların-sırtlanların iştaha gelmesinin ardında yatan beşiktaş’ın ve beşiktaşlılığın da “diğerleri”ne yaklaşma yolunda karmaşa yaşamasıdır…
Önce bizim tarafta bulanık sular netleşmeli yani. yani yeri geliyor, hedefleri bir yana bırakıp,
“hele bir şu bulanan suya el atalım” dediğimiz durumlar artıyor. Varsın, artsın…
Hedefler konusunda netiz; beşiktaş’a zararı dokunan o kişi-bu adam meselesi değil sadece bizimkisi… Bir yandan onlara bakarken, “bozuk düzen”le işimiz!… Şimdiki gidince bitmeyecek derdimiz, sonrakinden medet ummayacağız… “Düzen” le işimiz!…
Yol uzun, ama bu bize dert değil ki… Biz zaten “göremeyeceğini bile bile gelecek güzel günler için canını cana katan ve böyle başkalaşan”lardan, yüzyılların tarihinden aldık bayrakları.. Bu uğurda dert başımız boynumuz üstüne… “Nereden ve nasıl gelecekse gelsin”… “Bize ölüm yok” diyenlerdeniz işin kısacası…Birimizin kılına gelen zarar, birimizin kırılan kalbi, birimizin daralan içi, hepimiz derdidir diyenlerdeniz… “Beşiktaş sen bizim ahlakımızsın” diyenlerden… Birbirimizi kolluyoruz, çünkü “beşiktaş’ı kollama derdi olan, beşiktaşlıyı da kollayacak” diyenlerdeniz… “İyi günde kötü günde” lafını senaristlerden edinerek değil, hayatın içinde çilesi ile, güzelliği ile bayrak yapanlardanız…
O yüzden, paylaşımın, ortak ruhun, sokakta olanı ile, orada burada olanı, internette olanı arasında fark yok bizim için.. Bu kime zor geliyorsa, kime zor gelecekse, kim nerede takılacaksa, bu yük nasıl ağır gelecekse gelir; o durumda yapacak bir şey yoktur, herkes kendi inandığı yolda devam eder…
Vazgeçilmez olan tek şey “ortak ruh” tur. Gerisi yalandır. Hiç kimse, ama hiç kimse bunun üstünde değil bizim için… O yüzden bu birlikteliğin harcı sağlamdır… Hep dediğimiz gibi, “ömür boyu garantili”dir… Yaştan baştan, uzak olmak-yakın olmaktan, az iş-çok iş yapmaktan, şunu demek-bunu demekten dolayı ayrıcalık türemez, türerse kendimizi inkardır. Çok iş üreten, istiyordur üretiyordur, memurluktan değil, istediği, inandığı içindir… Gönül işidir, gönüllü birlikteliktir bu… Beşiktaş’a verilmiş gönlün sorgusu suali , hesabı kitabı olmaz… Varsa çürümüştür o yürek… Aslolan bu ortak ruhun parçası olma yolunda samimiyettir… Giriş bileti odur, çıkış da bu bileti açıkça, mertçe yırtabilmekten geçer…
Başladığımız gibi bitirelim:
Yavaş yavaş, sokak aralarından elde kara kartal resimli bayraklarla alana akar gibi gelen tüm büyüklere ve kardeşlere bir merhaba diyelim, selam edelim istedik…
SonBarikatın adı Beşiktaş…
Etiketler: sonbarikat kimdir




